Bizimle İletişime Geçmekten Çekinmeyiniz. Aklınıza takılan bütün soruları cevaplamaktan mutluluk duyarız.
+5321638779
info@tgz.com.tr
Sabah Kariye Müzesinin önünde buluştuktan sonra turumuza Kariye Müzesinden başlıyoruz. Kariye Müzesi adeta Doğu Roma İmparatorluğunun 13.-14 üncü yüzyıl resim sanatını anlatan Meryem in ve Isa nın hayatını mozaiklerle ve fresklerle görebileceğimiz dünyada tek örnek diyebilirim. Bütün dünyada Hristiyanlığın doğuşunu anlatan bu güzellikte bir Mozaik ve fresk sanatı sadece Kariye de var diye biliyorum. Bu güzel Tarihsel ve görsel güzellikten sonra ana caddeye çıkıp Karagümrük Çukur bostanını görüyoruz. Bizans döneminde açık hava sarnıcı olan, yağmur sularının dinlendirildiği yermiş. Şuan Vefa Stadı. Yol boyunca Fatih Camiine doğru yürürken birçok bina dağınıklığının ve çarpık yapılaşmanın arasında unutulmuş bakımsız vaziyette kalmış bir Mimar Sinan eseri Semiz Ali Paşa Medresesi ve ardından 3.Selimin portresini yapmış saray ressamlarından Hattat Mustafa Rakım Efendi nin virane durumundaki Türbesi nin yanından geçerken sanata ve sanatçıya verilen değeri görüp üzülmeden edemiyoruz.
-Ve Çarşambaya doğru yürümeye başlıyoruz. Yolda ilginç evler türbe ve camii isimlerini görüp yerel hayata tanıklık ediyoruz.
-Bir sonraki durağımız şuan Restaurant olarak kullanılan Sultan Sarnıcı ve ardından büyük bir açık alan çıkıyor karşımıza; Çarşamba Çukurbostanı! Veee Yavuz Selim Camii. Bu muhteşem yapıyı karşıdan gördükten sonra Çukurbostan boyunca yürüyüp eski tarihi Çarşamba evlerini görüp yaşanmışlıkları hissetmeye çalışıyoruz. Özellikle Fatih Çarşamba bölgesi Bizanstan bu yana dini bakımdan uçların yaşandığı bölge olmuş. Osmanlı döneminden bu yana çok dindar İslami yerleşim bölgesi olmasından dolayı yoğun İslam hayatının arasında sıkışıp kalmış Rum kiliseleri ve eski Rum evleri. İki ucu bir arada görmek ve beraber yüzyıllarca aynı sokakları paylaşmaları ve buna şahit olmak çok heyecan verici.
-Ismail Ağa Camii ni geçerek Pammakaristos Kilisesi (Fethiye Müzesi) ne ulaşıyoruz. Havariyyun Kilisesinden sonra Patrikhanenin taşındığı Kilise. Kısa bir süreliğine Patrikhane olarak kullanılmış ve 1601 de Azerbeycan ve Gürcistan’ın fethi ile Camiye çevrilip adı da fetih manasına gelen Fethiye olmuş. Ve Patrikhane şuan Fener de aktif halde olan Fener Rum Patrikhanesine taşınmış.
-Pammakaristos Kilisesinden sonra Çarşamba’dan ara sokaklardan, Fener Rum okulunun benzeri stilinde kırmızı ateş tuğlalarından yapılmış eski Rum evlerinin arasından geçerek Mesnevihane caddesinden Moğolların Meryemi olarak bilinen adı Kanlı kilise olarak da geçen Rum Kilisesine ulaşıyoruz. Müsaade alabilirsek ziyaret ediyoruz. Fatih Sultan Mehmed’in fermanıyla Camiye çevrilemeyen tek kilise olarak bilinir.
-Mesnevihane ve Fener Rum Okulu(Ünlü Kırmızı okul) nu dışarıdan muhteşem Haliç manzarasıyla beraber görüntüledikten sonra İstanbul’un en dik yokuşu olarak bilinen Sancaktar Yokuşundan Fener Rum okulunu değişik açılardan görerek inip Patrikhane’ye ulaşıyoruz.
-Fener Rum Patrikhanesi Osmanlıdan bu yana 1602 senesinden beri burada hizmet vermekte. Neden Ekumenik Patrikhane olduğunu, Orta kapının neden daima kapalı olduğunu ve birçok hikâyelerini Patrikhaneyi ziyaret ederek dinliyoruz.
-Fener Rum Patrikhanesinden sonra son durağımız Balat ta St Stephen Bulgar Kilisesi ve Camhane olacaktır. Bu güzel Kiliseyide dışarıdan görüp hikâyelerini dinledikten sonra, turumuzu burada Camhane nin bahçesinde gelecek turlarda görüşmek umuduyla deyip bitiriyoruz.
Edirnekapı Kariye Cami (Google Map)
09.30
Sabah Kariye Müzesinin önünde buluştuktan sonra turumuza Kariye Müzesinden başlıyoruz. Kariye Müzesi adeta Doğu Roma İmparatorluğunun 13.-14 üncü yüzyıl resim sanatını anlatan Meryem in ve Isa nın hayatını mozaiklerle ve fresklerle görebileceğimiz dünyada tek örnek diyebilirim. Bütün dünyada Hristiyanlığın doğuşunu anlatan bu güzellikte bir Mozaik ve fresk sanatı sadece Kariye de var diye biliyorum. Bu güzel Tarihsel ve görsel güzellikten sonra ana caddeye çıkıp Karagümrük Çukur bostanını görüyoruz. Bizans döneminde açık hava sarnıcı olan, yağmur sularının dinlendirildiği yermiş. Şuan Vefa Stadı. Yol boyunca Fatih Camiine doğru yürürken birçok bina dağınıklığının ve çarpık yapılaşmanın arasında unutulmuş bakımsız vaziyette kalmış bir Mimar Sinan eseri Semiz Ali Paşa Medresesi ve ardından 3.Selimin portresini yapmış saray ressamlarından Hattat Mustafa Rakım Efendi nin virane durumundaki Türbesi nin yanından geçerken sanata ve sanatçıya verilen değeri görüp üzülmeden edemiyoruz.
-Ve Çarşambaya doğru yürümeye başlıyoruz. Yolda ilginç evler türbe ve camii isimlerini görüp yerel hayata tanıklık ediyoruz.
-Bir sonraki durağımız şuan Restaurant olarak kullanılan Sultan Sarnıcı ve ardından büyük bir açık alan çıkıyor karşımıza; Çarşamba Çukurbostanı! Veee Yavuz Selim Camii. Bu muhteşem yapıyı karşıdan gördükten sonra Çukurbostan boyunca yürüyüp eski tarihi Çarşamba evlerini görüp yaşanmışlıkları hissetmeye çalışıyoruz. Özellikle Fatih Çarşamba bölgesi Bizanstan bu yana dini bakımdan uçların yaşandığı bölge olmuş. Osmanlı döneminden bu yana çok dindar İslami yerleşim bölgesi olmasından dolayı yoğun İslam hayatının arasında sıkışıp kalmış Rum kiliseleri ve eski Rum evleri. İki ucu bir arada görmek ve beraber yüzyıllarca aynı sokakları paylaşmaları ve buna şahit olmak çok heyecan verici.
-Ismail Ağa Camii ni geçerek Pammakaristos Kilisesi (Fethiye Müzesi) ne ulaşıyoruz. Havariyyun Kilisesinden sonra Patrikhanenin taşındığı Kilise. Kısa bir süreliğine Patrikhane olarak kullanılmış ve 1601 de Azerbeycan ve Gürcistan’ın fethi ile Camiye çevrilip adı da fetih manasına gelen Fethiye olmuş. Ve Patrikhane şuan Fener de aktif halde olan Fener Rum Patrikhanesine taşınmış.
-Pammakaristos Kilisesinden sonra Çarşamba’dan ara sokaklardan, Fener Rum okulunun benzeri stilinde kırmızı ateş tuğlalarından yapılmış eski Rum evlerinin arasından geçerek Mesnevihane caddesinden Moğolların Meryemi olarak bilinen adı Kanlı kilise olarak da geçen Rum Kilisesine ulaşıyoruz. Müsaade alabilirsek ziyaret ediyoruz. Fatih Sultan Mehmed’in fermanıyla Camiye çevrilemeyen tek kilise olarak bilinir.
-Mesnevihane ve Fener Rum Okulu(Ünlü Kırmızı okul) nu dışarıdan muhteşem Haliç manzarasıyla beraber görüntüledikten sonra İstanbul’un en dik yokuşu olarak bilinen Sancaktar Yokuşundan Fener Rum okulunu değişik açılardan görerek inip Patrikhane’ye ulaşıyoruz.
-Fener Rum Patrikhanesi Osmanlıdan bu yana 1602 senesinden beri burada hizmet vermekte. Neden Ekumenik Patrikhane olduğunu, Orta kapının neden daima kapalı olduğunu ve birçok hikâyelerini Patrikhaneyi ziyaret ederek dinliyoruz.
-Fener Rum Patrikhanesinden sonra son durağımız Balat ta St Stephen Bulgar Kilisesi ve Camhane olacaktır. Bu güzel Kiliseyide dışarıdan görüp hikâyelerini dinledikten sonra, turumuzu burada Camhane nin bahçesinde gelecek turlarda görüşmek umuduyla deyip bitiriyoruz.
